Ramazanın başlamasıyla yemek çeşitleri akşamları oldukça zenginleşti dün akşam makarna yaptım. Makarna kimilerine göre en basit yemektir Oysa üzerinde çalışılırsa pek çok yemeği sollar geçer 😋 Bolonez sos olarak da bilinen kıymalı sos makarnamın ama lezzetiydi. Ama içine otlu peynir ,közlenmiş biber ,yeşil biber ve fesleğen eklenince bambaşka bir lezzete dönüştü. Sanıyorum fotoğraf her şeyi anlatmaya yetiyor. İftara saatler kala siz de menünüze bu güzel lezzeti ekleyebilirsiniz. Afiyet olsun. Bu güzel günlerde dualarımız da kabul oldun.
Kaç kişi olmuş?
24 Mayıs 2018 Perşembe
17 Ağustos 2017 Perşembe
2 Ağustos 2017 Çarşamba
Fedailerin Kalesi Alamut / Vladımır Bartol
Haşhaşilerin korkunç hikayesi bu. Hasan Sabbah'ın ürküten planları... Okurken bir dolu garip duyguyla doldum. Büyük Selçuklu Devleti'nin büyük veziri Nizamül Mülk'ün suikastçiler tarafından öldürülüşü.. Hepsi bu kitapta..
22 Temmuz 2017 Cumartesi
Aşk Ve Gurur /Jane Austen
Aşk Ve Gurur /Jane Austen
O kadar çok çıkıyor ki karşıma.. Kitaplarda, dizilerde, filmlerde.. Aşk ve Gurur.. Okumasam olmazdı. İlerledim. Gururlu ile tanıştım ama aşk kısmına henüz gelemedim.
Jane Austen: (ekşi sözlük alıntı) 1775-1817 yılları arasında ingiltere'nin güneyindeki bir sürü yerde yaşamış, süper ironik, kendisi evlenmemesine karşın romanlarındaki kadın kahramanların hepsini evermiş yazar (içinde kalmış sanırsam). romantik komedi kıvamında işler çıkarmış olmasına karşın yapmak istediği asıl şey kadınla erkek arasında kurulacak dengenin topluma ne de güzel yarayacağıdır. ülkesinin ilk feministlerinden olmasına karşılık bugünün sümüklü veletleri tarafından muhafazakar olarak gösterilmesi, takdire değil dikkate şayan bir durumdur. en ünlü romanı pride and prejudice, herhalde en güzeli de odur. yanlış anlaşılmasın, bütün romanları güzeldir."
O kadar çok çıkıyor ki karşıma.. Kitaplarda, dizilerde, filmlerde.. Aşk ve Gurur.. Okumasam olmazdı. İlerledim. Gururlu ile tanıştım ama aşk kısmına henüz gelemedim.
Jane Austen: (ekşi sözlük alıntı) 1775-1817 yılları arasında ingiltere'nin güneyindeki bir sürü yerde yaşamış, süper ironik, kendisi evlenmemesine karşın romanlarındaki kadın kahramanların hepsini evermiş yazar (içinde kalmış sanırsam). romantik komedi kıvamında işler çıkarmış olmasına karşın yapmak istediği asıl şey kadınla erkek arasında kurulacak dengenin topluma ne de güzel yarayacağıdır. ülkesinin ilk feministlerinden olmasına karşılık bugünün sümüklü veletleri tarafından muhafazakar olarak gösterilmesi, takdire değil dikkate şayan bir durumdur. en ünlü romanı pride and prejudice, herhalde en güzeli de odur. yanlış anlaşılmasın, bütün romanları güzeldir."
11 Temmuz 2017 Salı
Sessiz Ev / Orhan Pamuk
Bugün başladım. İnanılmaz bir keyifle devam ediyorum. Orhan Pamuk bir yana diğer tüm yazarlar bir yana.
Bir büyükannenin olduğu ev. Evde bir yardımcı. Üç torunun bu evi ziyareti. Ve her kahramın bakışaçısıyla bir roman. 1980'lerin siyasi ortamının yanı sıra ittihat dönemine de değiniyor ara ara..
Bir büyükannenin olduğu ev. Evde bir yardımcı. Üç torunun bu evi ziyareti. Ve her kahramın bakışaçısıyla bir roman. 1980'lerin siyasi ortamının yanı sıra ittihat dönemine de değiniyor ara ara..
6 Temmuz 2017 Perşembe
3 Temmuz 2017 Pazartesi
Pi/ Akilah
İlk ikisini geçen yaz okudum, sonuncusu bu yaza kaldı. Dizisini uzun süre öteledim. Okullar kapanınca ilk bölümüyle başladım. Karakterler çok iyi seçilmiş. Bir tek Sadık Murat Kolhan okuken çizdiğim resme uymasa da dizideki oyuncu çok başarılı. Neyse diziyi bir yana bırakırsak içinde keyifli paragrafların bulunduğu bir kitap, bir kitap serisi.
19 Haziran 2017 Pazartesi
Harika Çocuk / Roy Jacobsen
Norveç'in yaşayan en önemli yazarlarından Jacopsen' den bir büyüme ve değişim hikayesi. Finn' in öylesine hayatına giren bir kız kardeş ve kiracı. Merak ve kalite birlikte ilerliyor.
13 Haziran 2017 Salı
Poirot Araştırıyor / Agatha Christie
11 öyküden oluşan bu keyifli kitapta Poirot'nun kıvrak zekasıyla ve tabii kibiriyle karşılaşacaksınız. Kibir bir insana yakışabilir mi demeyin.. Bence Poirot'ya yakışıyor. Okuduğum öykülerden sanki ikisinin de filmini izlemişim gibi hissettim ama... Neyse okuyun derim. Ben bitirdim bile.
4 Haziran 2017 Pazar
VEJETARYEN /Han Kang
Öğrencimin yanına gider de boş döner miyim? Adını hiç duymadığım belki de benim eksikliğim olan bu kitapla döndüm. Özetini anlatan sevgili kızım sayesinde ilgimi de çekti. Bakalım okuma süreci neler hissettirecek, düşündürecek..
Kitap 158 sayfa.
Yayın evi :April
Giriş:
"Karım vejetaryen oluncaya dek onun özel bir insan olduğunu hiç düşünmemiştim... "
Kitap 158 sayfa.
Yayın evi :April

Giriş:
"Karım vejetaryen oluncaya dek onun özel bir insan olduğunu hiç düşünmemiştim... "
31 Mayıs 2017 Çarşamba
İpucu/ SHERLOCK HOLMES
Eğer Sherlock dizisini izliyorsanız bu kitabı okurken ilk bölümün sahneleri hemen hafızanızda canlanacak. Her zamanki gibi keyifli bir kitap...
23 Mayıs 2017 Salı
Çift Taraflı Bir Dedektif Hikayesi / Mark Twain
Yeni kitabım.
Konusu: Dar gelirli, yakılıklı, genç bir adamın zengin bir kızla evlenmesiyle başlıyor kısa roman. Baba bu evliliğe rıza göstermez ve olaylar bunun akabinde devam eder.
86 sayfalık bir roman.
Bugün başladım, bugün bitecek.
Konusu: Dar gelirli, yakılıklı, genç bir adamın zengin bir kızla evlenmesiyle başlıyor kısa roman. Baba bu evliliğe rıza göstermez ve olaylar bunun akabinde devam eder.
86 sayfalık bir roman.
Bugün başladım, bugün bitecek.
11 Mayıs 2017 Perşembe
Jules Verne/ Piyango Bileti
Dün aldım kütüphaneden, şimdiden sayfa 50 olmuş bile.. Hiç Jules Verne okumamıştım. Bakalım Hulda ve Ole'nin öyküsü neler katacak bana?
16 Nisan 2015 Perşembe
Orhan Veli-İşsizlik (Ne güzel hikâye arkadaş...)
İşsizlik kötü şey vesselam. İşsizliğin kötü olduğunu da yalnız aç kaldığım zamanlar, düşünüyorum. Can sıkıntısından bunaldığım sıralarda da düşünsem ya. Olmuyor. Bu bahçeye de hep böyle zamanlarımda gelirim. Neden acaba? Etraftakilerin de çoğu işsiz.
Bu bahçe sadece kaderleri bu yolda ortak olanları mı çekiyor dersiniz. Olabilir. Vakit öğleyi geçiyor. Açlıktan bahsettim ama pek de aç değilim. Bununla beraber, neden bilmem, etrafımdakilerden utanıyorum. Herkesin yemeğe gittiği bir saatte benim, parasız pulsuz buralarda dolaşmam bir suçmuş gibi geliyor bana. Boş sıralardan birine oturdum; düşünmeye başladım. Bereket versin sigaram var. O da olmasa felaket.
Bilmem ne dağındaki petrol arama kampında bir iş teklifi etmişlerdi. Gitseydim kötü mü olurdu sanki. Enayilik işte, parayla pulla değil ki. Bir odam olurdu, hiç olmazsa; ev kirası düşünmezdim. Sabahları acı kahvemi içebilir, öğle, akşam yemeklerini kampın tabldotundan yiyebilirdim. Tabldotu düşünür düşünmez karnım guruldamaya başladı, demek acıkmıştım. Şu yemek denilen şey de tuhaf bir şey. İnsanlar neler icat etmişler! Düpedüz ot yemek, yahut çiğ çiğ et yemek dururken, neler çıkarmışlar ortaya! Balığı denizden tutacaksın. Başka çeşidi olursa olmaz, levrek olacak. Ateşi yakacaksın, suyu kaynatacaksın, levreği içine atacaksın, haşlandıktan sonra çıkaracaksın, bir tabağa koyacaksın, soğutacaksın, başka bir kabın içine tavuktan çıkan yumurtayı kıracaksın, başlayacaksın çalkalamaya, yumurta hep aynı tarafa doğru çalkalanacak, bir yandan ince ince zeytinyağı dökeceksin, zeytinyağı iplik gibi dökülecek. Zeytinyağının da hikâyesi ayrı Zeytini daldan koparacaksın, ezeceksin, yağını alacaksın. Mutlaka zeytin olacak. Fındık olsa olmaz, susam olsa olmaz, pamuk olsa olmaz, zeytin. Zeytinyağı iplik gibi dökülecek. Yumurtayla zeytinyağı kıvamını bulunca bir kaşıkla onu soğumuş levreğin üstüne gezdireceksin. Oldu mu sana mayonezli levrek? Kim bilir belki de olmadı. Olmazsa olmasın, ahçı değilim ya.
Mayonezli levreğin de ne hoş bir kokusu vardır! Acı cevize benzer. Lezzetle kokunun birbirine benzediğini de ilk defa düşünüyorum. Hem, birader, nene lâzım senin mayonezli levrek? Onu düşüneceğine ekmek düşünsene! Oh, canım ekmek! Sıcak ekmek! Taze ekmek! Yeni çıkarken ne güzel kokar fırınların önü! Fırından yeni çıkmış ekmek ne güzel yakar insanın elini!
Evet, petrol kampına gitmeliydim. Gerçi şehirden, tanıdıklardan uzak kalacaktım. Ama ne çıkar? Orada da ahbaplar bulamaz mıydım? Bir petrol kampında ne gibi ahbaplar bulunabilir, şimdi de onu düşünüyorum. Mesela Amerikalı bir mühendis bulunabilir. Mesela Teksaslıdır. Macera dolu bir hayatı vardır. Kimse bilmez. Jeoloji kaidelerine göre bir yerde petrol damarına rastlamak gerekir; araştırmalara girişilir; yıllarca uğraşılır, bir şey çıkmaz; petrol, yüzyıllarca evvel, oradan kaçmış; başka yere gitmiştir. Buna karşılık hiç umulmadık bir yerden de günün birinde petrol çıkıverir. İnsan bütün ömrünü bir hayal peşinde tüketebilir yahut bir anda zengin olabilir. Petrol, büyük bir at yarışıdır. Macera işidir, kumar işidir. Hayatı macerayla dolu Teksaslı da bir kumarbazdır. İhtimal içki de içer. İçki ile kumara fazla düşkün insanların karıları biraz uçarı olur. İhtimal... Neyse, geçelim bunları. Ağzı biraz içki kokan, tütün kokan, günün birinde bir kumar masasından milyonlar vurarak kalkacak bir erkeğin de, bir kadın için; çekici tarafı yok mu? Ama Teksaslı kimden vuracak milyonu? Bizden mi? Kondu öyleyse yağlı kuyruğa. “Ulan, a kerata! Kumar düşüneceğine karnını doyur!” dese haksız mı?
Bir kundura, boyacısı geldi, gözü ayakkaplarımda, “boyayalım, beyim!” dedi. “Eşşoğlu eşek! Ben şimdi boya mı düşünüyorum? Çek bakalım arabanı şuradan” diyecektim, diyemedim. Kibarlığım bırakmadı. “Hayır, kardeşim, istemez” diye tatlıya bağladım.
İhtimal başka ahbaplar da bulurdum petrol kampında. Mesela, yaşlı bir muhasebeci. Biraz alaturka, biraz ehlikeyf, hayvan meraklısı bir adam. Mesela, kedi besler. Kedisinin bir adı vardır. Mesela, Pamuk. Ya kendi adı? Kendi adı Ethem Bey olmalı. Ethem Bey'in aksine pek alafranga bir de genç bulunmalı kampta. Mevkii şef olmalı. İngilizce bilmeli. Ethem Bey'e inat, Erdoğan köpek beslemeli. Erdoğan da kim? Ha! Erdoğan da işte o gencin adı. Köpeğinin de bir adı olmalı. Ne olmalı? Ethem Bey'e inat, alafranga bir isim. Mesela Robinson. Gerçi petrol kampından deniz görünmez. Ama ne çıkar, köpeğin adı Robinson olsun.
Erdoğan biraz şiirle uğraşmalı. Yazmamalı da konuşmalı. Ara sıra mısralar okumalı. Ne iyi olurdu! Onunla hep şiirden söz açardık. O, ihtimal, giyimi kuşamıyla modern bir genç olmasına rağmen, kafasıyla bir hayli eski olacaktı. Mesela, şair olarak Haşim'i severdi. Hatta Haşim'i sevmeyi bir ilerilik bile sayabilirdi. O bana “Şiirle maddenin bağdaşmayacağını, şiirin görünmez parmakların içimizdeki tellerden çıkardığı ilahi nağmeler olduğunu” söylerdi. Zavallı ben, bu sözlerle ne demek istediğini sormaya bile cesaret edemezdim. Onun inancını sarsmaya gücüm yetmezdi ki. Ama ne olursa olsun, bütün softalar gibi, bu delikanlının da sevimli tarafları olabilirdi. Kendisini öğrendiklerinden geçirmeye gücüm yetmeyeceğini bildiğim halde onunla şiir tartışmalarına tutulmaktan da alamazdım. Benim şair Orhan Veli olduğumu da herhalde öğrenmemeliydi. Gözünden fena düşerdim yoksa. Hatta aleyhimde atıp, tuttuğunu bile duysam kendimi tanıtmamalıydım. Varsın o rahat konuşsun. Desin ki Orhan Veli mi? Onlar da mı şair? Bırak şu hopstilleri Allahaşkına! Bu türlü maskaralıklar Avrupa'da çoktan geçti. Yazsalar ya vezinli, kâfiyeli, doğru dürüst şiir. Yazsalar ya! Sıkı mı? Yazamayınca ne yapacaklar? Tabii böyle bin bir şaklabanlıkla nazarı dikkati celbetmeye çalışacaklar. Kolay iş bunlar, kardeşim, kolay iş. Hâlbuki sanat o kadar kolay değil.” Varsın söylesin Erdoğan. Söylesin. Boşaltsın içini. Tutup ona şiir nazariyeleri döktürecek değilim ya. Hem ne işe yarar zaten? Karşı gelebilir miyim peşin hükümlere?
Önümden, temiz pak giyinmiş bir kızla, kılpıranga kızıl çengi bir delikanlı geçiyor. Ellerinde küçük bir kesekâğıdı var. Şamfıstığı yiyorlar. Öğle vakti şamfıstığı! Ekmek yiyin be, ekmek! Şamfıstığının sırası mı şimdi?
Odamız, yaz günleri, çinkodan damın altında yanar durur. Havada bir petrol kokusu vardır. Akşamüzerleri, kulelerde çalışan işçilerin gündeliklerini dağıtırım. Gün battıktan sonra ortalık biraz serinler. Külrengi dağlara karşı düşüncelere dalmak hoş olabilir. Geceleri portatif karyolamda huzur içinde yatarım. Sabahları Şehmus'un beyaz dişli kızı Meryemke süt getirir. Kirli çamaşırlar varsa alıp yıkamaya götürür. Aylarca kadınsız yaşamışızdır. Meryemke'nin göğsüne, kalçalarına baktıkça aklımdan kötü kötü şeyler geçer. Ama tutarım kendimi. Tutarım, elimden bir kaza çıkmasın diye.
Ara sıra vilayet merkezinden kamyon gelir. Kamyoncuya mektup sorarız; “yok!” der. “İyi su geldi mi?” deriz, “Gelmedi!” der. İshal oluruz. İlaç ısmarlarız. İlaç gelinceye kadar iyileşemeyiz. Apteshaneler, bir hayli uzaktadır. Koşup apteshaneye gitmek bir meseledir. Onun için odalarda oturak bulundururuz. Ben Erdoğan'la aynı odada yatarım. Akşamları ya kâğıt oynarız, ya şiirden bahsederiz. O yine Haşim'i tutturur. Ben kabul etmek istemem; o kızar. “Haşim, Haşim!” derken birdenbire karnı ağrımaya başlar. Oturduğu yerden “oturak” diye bağırarak dar atar kendini. Telaştan yüzü mosmor kesilmiştir. Karyolanın altından oturağı çeker; oturur üstüne. Yüzüne hemen bir sükûnet gelir. Rahatlar. Biraz evvelki karın ağrısını bir anda unutur. Gözleri, uzak bir noktada, dalgın, düşünür. Sonra bana döner; bütün fikirlerini özetleyen bir mısra mırıldanır;
“Melâli anlamayan nesle âşina değiliz.”
Oturduğum sıradan kalktım. Bahçe biraz daha kalabalıklaşmıştı. Başkalarının oturduğu sıraların önünden geçerek kapıya doğru yürüdüm. Herkes başka bir şey konuşuyor. Her önünden geçtiğim insanın söylediklerine kulak misafiri oluyorum. Söylenenlerin pek azını duyabiliyorum. Biri şey diyor “... Ben, diyor, malımı bilirim. Onun yiyeceği halt...” Geçiyorum. Yaklaştığım sıradan başka kelimeler duyuyorum “... tayin emri imzadan çıkıncaya kadar biçare...” Geçiyorum. Her geçtiğim sıradan kulağımda birkaç kelime kalıyor. Bir filmi orta yerinden ve gözlerim kapalı seyreder gibiyim “... Sultan Hamit devri daha iyi imiş...” “...ceketi tersyüz ettirmeden önce bizim birader...” “... kadar döviz getirir. Vakıa hariciyede...” “... ikinci penaltı haksızdı ama...” “... burada da sivil memurlar ürkütmeden sayılmıyor...” “... yemek üstüne hazmettirir...”
Burnuma esaslı bir et kokusu geldi. Hayal filan değil, sahici kokuydu. Bir yerde köfte filan kızartılıyordu herhalde. Birden, sesleri duymaz oldum. Sağa sola bakınmaya başladım. Bu kokunun bir de dumanı olacaktı elbet.
(Yaprak, Sayı 11, 1949)
10 Mart 2014 Pazartesi
Değer Yargıları
Değer Yargıları: Dışsal gerçeklikleri bulunmayan ancak insanların zihinlerinde anlamları bulunan fenomenlere dair öznel yargılardır. Ahlak, sanat ve din, değerler alanına aittir. Ahlaki yargılar iyi-kötü, dinî yargılar sevap-günah, sanatsal yargılar güzel çirkin olarak değerlendirilir.
Peki sizin değer yargınız nedir? Sizi özel kılan, diğerlerinden ayıran bir ölçünüz var mı? Erdem nedir? Sahip olmuş muydunuz hiç? Başkaları için umursamadığınız durumlarla kızınız ya da oğlunuz karşılaştığında tavrınız aynı mı oluyor? En son ne zaman utandınız? Tüh öyle söylemesem iyiydi dediğiniz oldu mu yakın zamanda?
Değerlerinize ne oldu... Yok muydular hiç, yoksa yitirdiniz mi bilmediğiniz zamanlarda, bilmediğiniz kişilerle?
Acı çok acı... O acı bir gün sizi de acıtacak belki siz ne olduğunu hiç anlayamadan...
4 Aralık 2013 Çarşamba
İNSANSIZ HAVA ARACI DEĞİL, İNSANSIZ DÜNYA ŞAŞIRTSIN SİZİ...
İnsansız hava aracı üretmişler, kargo için.... Bir çeşit uzaktan kumandayla idare ediliyormuş da... Dünya da insansız yaşam alanına dönmeye başladı...Bu kimin buluşuydu acaba... Amann onu bunu suçlamanın alemi yok... Her şey bizde başlayıp bizde bitiyor... Beni bu dünya mahvetti diyenler... Kıpırtı var, can var ama ruhları nerede bıraktınız... Sizi mahveden dünyanın neresine attınız? İnsanlar birbirine kapris yapmak için uyduruktan bahaneler yaratıyorlar kendilerini.. O bahaneleri sonra büyütüyor büyütüyor koca bir dev haline getiriyorlar... Nasıl yaşarlar bilmem o huzursuz şeyle aynı bedende.. Çünkü yaptıkları kaprisle de en çok kendileri üzülüyorlar. Kimsenin ruh halini düzeltmeye çalışacak kadar vaktim yok dünya yüzünde. Onun huyuymuş efendim, azcık suyuna gidecekmişiz... Niye kimse benim suyuma gitmiyor... O zaman herkes kendi suyuna!
Huzursuz , ruhsuz benler yarattınız... Ne gerek vardı sürekli kırmaya, ne gerek vardı bunca kaprise asık surata... Valla ben politika değiştirdim. Ben etkilenmiyorum artık.. Sevmiyor musun çek git, git o zaman. İnsansızlığını da al git. Ne kimseyi sevmeye, çekme mecburiyetim var ne de kimsenin beni sevmeye...
Bazen varlık mutlu ederken kimi zaman da yokluk huzura erdirir.
NOT: Alay çoğu zaman akıl
yoksulluğundan ileri gelir. ( Jean de La Bruy'ere)
24 Ekim 2013 Perşembe
Ne İyi Günde Ne Kötü Günde
Hayatımdan çıkarttıklarım beni ve yaşamımı oldukça hafiflettiler... Aslında bu temizliği ara sıra yapmalıyız yapmaktan korkmamalıyız. Sevmiyorum! Neden? Çünkü için fesat, ruhun şeytana daha yakın, dilin bir ergerek yılanından daha zehirli! Korkumdan değil aldığım bu karar. Kaliteli yaşamım için sizin gibilerle iletişimden uzak duruyorum. Üç kişilik bir yaşam da değil idealim. O dünya çok dar ve kaoslarla dolu. Sizi sevmiyorum! Ve bildiğim bir şey daha var. Allah bu kadar çirkinliği ve fesatlığı sizin yanınıza bırakmayacaktır. Ne ölümünüze ne de mutlu gününüze... Hiç bir zaman yanınızda olmayacağım! Kararım nettir. Hele mutluluk maskesini de takmışsınız suratınıza... Laf hepsi.... Yaşama 1-0 yenik başlayanlardansınız. Herkesi uzaklaştırıyorsunuz etrafınızdan. Ama hakkım da geçmiştir size maddi ve manevi.... Ben Allah`a havale ettim sizi..
12 Ekim 2013 Cumartesi
BİR PAKET MİLFÖYDEN ÇIKANLAR
Bugün marketten bir paket milföy almıştım... Buzlu atılıyor atılmasına ama tazeykenki gibi olmuyor. Ben de bir çeşit tatlı ve tuzlu yaparak paketi taze taze tükettim...
PATATES,KÖFTE VE EKONOMİK ÖZGÜRLÜK
Artık öğle aralarında yemek işimi halletmeye başladım. Çalışan bir kadın olunca hayata uymak yerine hayatı kendime uydurmayı öğreniyorsun... Çalışan kadın olmak demekse sadece eve para getirmek değil, güÇlü olmak demek aynı zamanda.... Ayaklarının yere sağlam basması demek... Eşin ne kadar kazanırsa kazansın, onun bıraktığı parayı harcamak kendi kazandığın parayı harcamak kadar keyif vermez sanırım... Bu arada öğle arası hazırladığım ve akşam pişirdiğim sağlıklı yemeğim... Az yağla fırında kızardı....
5 Ekim 2013 Cumartesi
Eylül ve Ekim... Her mevsim başka güzel..
Eşimin hediyesi olan yeni nesil telefon hayli keyiflendirdi beni, yeni oyuncağım oldu! Özellikle fotoğraf konusunda eksiksiz diyebilirim size... Sokakta, evde, arabada, okulda... Her an her şeyi fotoğraflıyorum artık.... Bir de Instagram ile tanıştım ki sormayın... Paylaştığım fotoğraflar instagram'dan... Kaynayan sütü bile çekiyorum ve o bile bir sanat eserine dönüşüyor... Yani birazcık sanatçı ruhuna sahip olmanız yeterli gerisini teknoloji sizin için hallediyor :)
VE BİR NAZIM ŞİİR İLE...
Saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da
ovada güz nadasları yapıldı çoktan,
tohum saçılıyor.
Ve zeytin devşirilmekte.
Bir yandan kışa girilmekte,
bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
Bense hasretinle dolu
ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
yatıyorum demirli bir şilep gibi Bursada...
ovada güz nadasları yapıldı çoktan,
tohum saçılıyor.
Ve zeytin devşirilmekte.
Bir yandan kışa girilmekte,
bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
Bense hasretinle dolu
ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
yatıyorum demirli bir şilep gibi Bursada...
K
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























